YÜZÜ GÜLEÇ, GÖNLÜ GÜLEÇ

Biraz yorgun hissediyordu kendini. Hayal kurmayı, ümit etmeyi ve dilemeyi seven zihni, berraklığını ve çekim gücünü kaybetmişti sanki. Pek bir şey istemez olmuştu artık. Canı bir şey çekmiyordu. Alış veriş yapmaktan, keyifli sofralarda yemek yemekten bile vazgeçmişti. Eskisi gibi müzik dinlemiyordu. Severdi her türden müziği ama ondan da vazgeçmişti. En çok yaptığı şeylerden biri albümdeki fotoğraflara bakmaktı. Telefonunda çok fotoğraf vardı. Onlara bakmayı da ihmal etmiyordu elbet ama albümdekiler pek bir kıymetliydi. İki parmağı ile yaklaştırıp büyütemediği için mi daha kıymetliydi acaba? Dahası  yoktu çünkü o fotoğraflarda, sadece göründüğü kadardı. Sadece onun gördüğü kadardı. Ne de olsa telefondaki fotoğrafların en sadesinde bile telefon ayarlarından ve özelliklerinden kaynaklanan bir iyileştirme biraz daha güzelleştirme vardı. Gülümseme ve mutluluklar abartılıydı biraz sanki. Belki de ona öyle geliyordu. Doğal mı değildi, gerçek mi değildi, içten mi değildi, sebebini tam bilmiyordu ama işte çok benimseyemiyordu sebebi her neyse... Onlara bakmak, albümdekiler kadar gülümsetmiyordu yüzünü, coşturmuyordu duygularını, gidermiyordu hasretini... Farkındaydı hepsinin. Güçsüzleşen, azalan, eksilen duyguların, heveslerin, sevinçlerin… Belki de bir durgunluk bir suskunluk haliydi. Aslında içinde kopan fırtınalar öyle gürültülü ve öyle sertti ki!

Bütün bunlar sadece yorgunluk olabilir miydi, bilinmez elbet! Gezmek, eğlenmek, ziyaret etmek, sohbet etmek çok hoşuna giden şeylerdi oysa. Organizasyon yapmaya da bayılırdı. Herkesi bir araya toplamak her zaman en büyük keyifti onun için. Aklına düşmeye görsün! Yakaladığı ilk fırsatta toplardı dostları, arkadaşları, akrabaları, komşuları... Ne kadar çok kişi katılırsa, bir araya gelebilenlerin sayısı ne kadar çok olursa o kadar iyiydi onun için. Sayıca çokluk, birlik ve beraberliği sağlamış olmak konusunda bir başarıydı. Hatta asıl unsuruydu birlik ve beraberliğin. Sayıca çokluk daha çok sevgi, daha çok muhabbet, daha çok dostluk demekti. Daha çok iyilikti, daha çok anıydı ve en önemlisi de daha çok yaşanmışlık demekti. Çünkü yaşanan mutluluğun ne çok tanığı vardı sayıca çoklukta. Ne çok duygu birliği, ne çok paylaşma ve ne çok olumlu enerji vardı kalabalık oturulan sofralarda, üstüne içilen kahvelerde... Kahvenin telvesinde, çayın dem kokusunda gülümsemenin keyfi nasıl da başkadır en iyi o bilirdi, ne çok tecrübe etmişti bu coşkulu güzellikleri. Bu yüzden  çayı da kahveyi de taçlandırır, sohbete sultan eylerdi. Yemeğe başlamanın seremonisi ayrı çayın seremonisi ayrıydı. Dostlarla paylaşılacak her lokma, her yudum her nefes çok özeldi.  Biliyordu, sevgi emek  ve özen isterdi. O da bunu yapmaktan, bu seremonileri sunmaktan büyük bir keyif alırdı.  Onun girizgahlarından sonra artık ne yemek, ne çay ne kahve ne de dostlar ve dostluklar asla unutulmayacaktı. Yıllar da girse, yollar da girse araya hiç önemi yoktu. Gönül tahtında coşkuyla kurulmuş bereketli sofralar vardı, onun ve tüm sevdiklerinin hatıralarında. Unutmak ne mümkündü, yaşanmış/yaşatılmış böylesi güzellikleri. Evet belki biraz yorgundu ama bu yorgunluk mutlu ve daha umutlu bir yorgunluktu. Yorgunluğunun içindeki mutluluk ve umut onun yürek emeğinin  vücut bulmuş haliydi. Hayatı tüm  unsuruyla kucaklamasını sağlayan  enerji kaynağı da tam olarak buydu işte.  

Hem iyi ki de böyle yapmıştı. İyi ki birçok sevgiye ve sevince vesile olmuştu. Sevginin şifasına , iyileştirici gücüne çok güvenirdi zaten. Sevgi muhabbetle beslendiği sürece bereketlenirdi. Sevgi sadece iyileştirmez; derleyip toplardı, güzelleştirir, besler ve  güçlendirirdi. Sevgi, iyilikti dostluktu ve çok kıymetliydi. İyilik ve dostluk, hayatı güzelleştirirdi. İyilik ve dostluk insanları ayırmadan, dışlamadan, kendinden uzaklaştırmadan yaşanırsa daha da güzeldi ve her güzellik emek isterdi. Sevgiyle verilen emek, hayatın en kıymetli erdemiydi. Hayata gülümserken hayatı gülümsetebilen neşeli ve sevgi dolu yüreklere de minnettardı. Hayata sevgi sunmak, bütün emekleri sevgiyle harmanlamak insan olma sanatıydı zira. Sevgiyle yaptığı, yaşadığı, sunduğu bütün unsurlarla hayata güzellikler katan her insanın emeği değerliydi. Böylesi bir değere paha biçilemezdi. Hayata bolca sevgi katan, hayatı en zor durumlarda bile güzelleştiren, gönlü güleç, yüzü güleç  herkese selam olsun demek de bize düşendi…

           

           Yüreği sevgiyle çarpan, hiç kimseyi ayırmadan, kimseyi eksiltmeden, kimseyi gözden çıkarmadan seven ve gülünce yüzünde güller açan değerli dostlar iyi ki varlar. Doyasıya yaşanmalı anlar…

Zaman denilen ferman, ne vakit tükenir, kimleri alır aramızdan ya da bizi ne vakit alır hayatın içinden, bilinmiyor. İyi ki de bilinmiyor. Sevelim,sevindirelim, paylaşalım yeter. Sevgiler, sevmek ve sevilmek için değil miydi zaten…  

 BELMACAN