Üç Kız Kardeş

ÜÇ KIZ KARDEŞ

İCLAL AYDIN

Genel Yayın Yönetmeni: ILGIN SÖNMEZ

Editör: YELİZ ÜSLÜ, TOLGA MERİÇ

Grafik: MEBRUKE BAYRAM

1-10. Basım  ŞUBAT 2018

 ARTEMİS YAYINLARI

“İYİ BİR İNSAN OLMAK, ÇOCUĞUNUN BAHÇESİNE DİKTİĞİN BİR AĞAÇ MIDIR? MUTLU SON DEDİKLERİ, YAŞARKEN GÖRMESEK DE, DİKTİĞİMİZ O AĞACIN BİZDEN SONRAKİLERE KALAN MEYVESİ Mİ?”

     Güzel günlerin yaşandığı, masal gibi geçen, sevgi dolu çocukluk günlerine dair  eğlenceli ve unutulmaz anılar biriktirebilmek büyük bir zenginlik olsa gerek. Üç  Kız Kardeş’in kahramanları Türkân, Dönüş ve Derya’nın çocukluğu da böylesi bir zenginlikle süslenmiş. Samimi duyguların beslediği sevgi ve bağlılıkla geçmiş neredeyse tüm hayatları. Babaları Sadık Bey ve anneleri Nesrin Hanım ile birbirini hayat boyu çok seven, birbirinden asla vaz geçmeyen kız kardeşlerin hikayesi. İnsanların sıcacık ve samimi duygularla var oldukları, doludizgin bir yaşam mücadelesi. Üç Kız Kardeş’in çocukluk anıları, gençlik yılları, birlikte yaşadıkları, yaşarken biriktirdikleri nice anı var sayfalarda. İlk aşklar, çocukluk ve gençlik yıllarının  dostları, dostlukları, yıllarca tutulan sırlar… Kendi içinde mutlu, huzurlu, eğlenceli sevgi dolu bir ailenin, hayata karışırken, hayata dair ilk heyecanlarını birlikte yaşama coşkusu. Evlilikler, ayrılıklar, vefalar, hayal kırıklığı ve şaşkınlıklar yaşanırken, aile olmanın, ailemize güvenmenin ve yüreğimizi ailemize yaslamanın insana verdiği güven duygusunu okuyacağınız akıcı, sevimli, gülümseten, gözlerinizi tatlı bir hüzünle buğulandıran, duygu dolu, sevgi dolu bir aile hikayesi.

     Neşeli, tatlı anıların hiçbirinden kopmadan, hiçbirinden vaz geçmeden, nice zorluğu birlikte göğüsleyebilmek için hayatı birlikte kuşanmak adına öyle güzel anlatılmış ki yaşanan anlar, anılar; içiniz , yüreğiniz, duygularınız ısınıyor okudukça ve her birinin duygularını, beklentilerini, gerekçelerini, hayallerini, umutlarını neredeyse capcanlı siz de yaşıyorsunuz. Üç Kız Kardeş’in hikayesinde, nice uzun bekleyişler, sımsıkı tutulan sırlar, verilen ve asla geri alınmayan, sonuna kadar, son nefese kadar arkasında durulan sözler var. Tedavisi yıllar alabilecek zor ve korkulan bir hastalığın kaygı yükünü paylaşmanın ne demek olduğunu, kardeşlerin birbirleri için  nasıl da değerli olduğunu, çocukluk günlerindeki anılar kadar güzel anılar biriktirmeye devam edilebilmenin mümkün olduğunu, yürekten istemenin ve dilemenin muhteşem çekim gücünü hissetmek iyi geliyor insana. Çünkü her acıda,  her zorlukta, her imkansızda sevgi bağları daha da güçlenen insanların varlığını anlamak, onları tanımak çok güzel. Gerçek gibi güzel. Gerçekten güzel. Çünkü etrafımızda böylesi güzel dostlar, arkadaşlar var aslında, her biri çok kıymetli. Evet bir romanın kahramanları değiller ancak bir roman kahramanı kadar güçlüler ve çok güzel yürekliler.

     Üç Kız Kardeş’i okurken; evlat olmanın, kardeş olmanın, abla olmanın, aile olmanın zorluklarını, güzelliklerini ve ayrıcalıklarını okuyorsunuz.Vefanın, sabrın, sevginin mucizesini ve kusursuz kavuşmaların, kusursuz güzelliğini okuyorsunuz. Bazı kavramları yeniden tanımlamak istiyorsunuz.

     Yaşanan bir hayat var ve  içinde, onu her yandan besleyen  nice hayatlar… Çünkü kimse kimseden ayrı değil aslında. Gönülde olanla, insan her yerde, her zaman birlikte işte. En önemlisi de  kimse kimseden bağımsız değil. Sevinç ne kadar herkesinse, keder de, gözyaşı da, umut da, sorumluluk da herkesin. Aile olmak da bu değil mi zaten! Sevinç ve mutluluklar kadar, acılar ve zorluklar da var. Hayat herkesle ve her şeyle bir bütün. Bu bütünü oluşturan her bireyin sorumlulukları var. Bir de o sorumluluklar karşısındaki gösterdiği özen ve incelik. Zarif bir hayata herkesin katabileceği anlayış ve hoş görüsü olmalı. Bu konuda herkes gayret gösterince nasıl da iyileşiyor hayatın içinde olan her şey…    

     Bazen dört duvarın içinde kendi küçük masum sevinçleri ile minicik bir çekirdek aile, bazen herkese omuz veren, tüm zorluklara göğüs geren, dağ gibi güven, güneş kadar aydınlık, gece gibi saklayan, örten ve koruyan  kocaman bir çınar aile… Kan bağı mı, can bağı mı diye sorgulatan, “ gönül bağında” karar kıldırtan,  hayatın hakkını vererek, tüm yüreğinle, cesurca ve dürüstçe yaşamayı çok güzel anlatan bir roman.  

     Çamlıca gazozu içilen sinemalı günler, İzmir Büyük Dersane’ ye gitmenin özel ve güzel olduğu, böylece  iki basamaklı  üniversite sınavlarının daha keyifle  kazanıldığı yıllar. Ayvalık ve Cunda Adası’nın eşsiz güzelliği. Henüz cep telefonlarının olmadığı, sayısız ev ve iş telefonu numarasının ezberlendiği, fihrist tutulan ve mektupla haberleşilen yıllar. Biraz 80’ler, biraz 90’lar. Farklı şehirlere okumaya giden gençlerin neredeyse her hafta memlekette  buluştuğu, farklı şehirlerde biriktirilen şiirlerin bu buluşmalarda bir zafer edasıyla karşılıklı okunduğu, insanların birbirini can kulağıyla dinlediği, göz göze gelebilmenin bile çok kıymetli olduğu, sevinçlerin   birlikte duyulduğu, paylaşmanın çok güzel yaşandığı yıllar.

     Kitabın son sayfasını da okuduğumda gönlüm hafiflemişti, tatlı bir sevinç hissettim ve gülümseyerek dedim ki; Bazı canların yüreği ne kadar büyük, sabrı ne kadar yüce, gönlü nasıl vefakâr... Ve nasıl güzel.

     Okuyan herkesin, satırların arasında kendisini, sevdiklerini ve en çok da tanıdığı, yaşadığı duyguları bulabileceğini düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.

BELMACAN