Warning: session_start(): open(/opt/alt/php56/var/lib/php/session/sess_gic75oh5fk41f7fp5f0gl0qcn5, O_RDWR) failed: Disk quota exceeded (122) in /home/sehrisak/public_html/index.php on line 0
BelmaCan - Mevlânâ Çağırınca

Mevlânâ Çağırınca

MEVLÂNÂ ÇAĞIRINCA

SERDAR ÖZKAN

ARTEMİS YAYINLARI, İSTANBUL

Genel Yayın Yönetmeni: ILGIN SÖNMEZ

Editör: YELİZ ÜSLÜ

             “Asıl adım Muhammed Celâleddin-i  Rûmi. Türk gönüldaşlarımın birçoğu Mevlânâ diye anarlar beni. Doğruyu söylemek gerekirse, bu isim çok hoşuma gitmiyor. Yine de onları kırmamak adına, bu İstanbul ziyaretimde, bunu onlara söylememeye karar verdim.

            “Mevlânâ, Efendimiz, Sahibimiz anlamına geliyor ki, bu hitaplarla özdeşleşmeyi hiç istemem. Ben insanların efendisi değil, bilakis bendesiyim. Ya da sevgilisi. Ama efendisi kesinlikle değil.” (S: 1)

             Mevlânâ’nın günümüz İstanbul’una geliş öyküsü. Bir genç kızın kanayan kalbine uzanabilmek, onun ve aslında hiç kimsenin yalnız, yapayalnız olmadığını anlatmak için  bir geliş.  Hepimizin, her canlının aşka ihtiyacı olduğunu yeniden söylemek için, ağlayan bir yüreğin acısını ve gözyaşlarını sükûnetle buluşturmak için, yaşanması gereken manevi bir vuslat. Ötelerden günümüze manevi bir geliş, bir ziyaret. Bir gönül seyahati. Sevginin ve sabır gösterebilmenin verdiği enerji nasıl da güzel. Meyvesi nasıl da tatlı, nasıl da lezzetli ve bereketli. Gönüllerde sırla saklanan “merhamet” nasıl kıymetli ve huzur verici. “Hayata sadece kendi benliğimden değil, herkesin durduğu yerden bakabilmek…” Sarsarak açıyor yüreğimizde sıkışıp kalmış tüm bilinmezleri. Işıkla doluyor gönül sarayımız ve huzurla  aydınlanıyor.   

             Mevlânâ Çağırınca kitabını  büyük bir coşkuyla aldım. İlk satırdan son satıra kadar da hiç bırakmadan, büyük bir merakla ve coşkuyla okudum ve  bitirdim. Evet, saatler içinde bitirdiğim sayılı birkaç kitaptan biriydi. Düşünsenize; “Hz. Mevlânâ bugüne, 21. Yüzyıl Türkiye’sine gelse, kapınızı çalsa ve sizi çağırsa… Kalbinize dünün sözleriyle değil, yeni, bugüne ait sözlerle dokunsa…”  Benlik hastalığının ilacını sunsa size, sonra merhameti ve empatiyi anlatsa,  aşkı ve sevgiyi ondan dinleyebilseniz,  mutlu olmaz mıydınız?

             Aşk bu kadar mı güzeldi? Hepimizin, her canlının aşka ihtiyacı olduğunu, hatta göklerin, yerin, denizin ve rüzgârın da aşka ihtiyacı olduğunu düşünmek, olup biten her şeyi aşk gözüyle okumak çok güzel. Çok huzurlu...

             En çok da benlikle soğuyan kalbimizin ihtiyacı vardı aşka. Aşka ve ışığa…

             Merhamete sahip bir yüreğin ne çok varlığa sahip olduğunu,  merhametten mahrum yüreklerinse,   ne çok şeyden eksik kaldığını, ne çok şeyden uzaklaştığını görmek hiç de zor değildi. Gerçek merhameti yüreğinde hissettikçe,  bu uzaklığın bizi hayattan nasıl eksilttiğini ve kopardığını görmek yaralayıcıydı aslında ama insanın yüreğini ve vicdanını sorgulatması da bir o kadar anlamlı bir o kadar güzeldi . Okudukça, ben de kendi  yüreğimdeki merhameti arayıp bulmayı öyle çok istedim ki...

             Özgüvenin asıl manasını, sessizliğin kıymetini, samimiyetle dileyebilmenin insana verdiği gücü, başkalarına -hiç tanımasak bile- yardım etmenin, edebilmenin güzelliğini ve huzuru okumak çok güzel. Satırların arasında kendi benliğinizi okuyabilmek çok güzel.  Sevginin ölümsüzlüğünü kucaklamak, sevginin ölümsüzlüğü ile coşmak, sevinmek, mutlu olmak çok güzel.

            Yirmili yaşların coşkusunu  yaşarken büyük bir vedaya hazırlanan  Luna ile sohbet etmek çok güzel. Çok ama çok sevdiği babası   Fabio’nun, Luna’ya ve bu dünyaya vedasında Mesnevi’nin dostluğunu okumak çok güzel. Bu dünyadan ayrılan Fabio’nun, vuslatın tüm güzelliğiyle, kızı Luna’nın kalbinde nasıl bir ışık ve nur olduğunu anbean izlemek çok güzel.  Rumi’yi çok seven bir baba, Fabio ve babasını çok seven bir genç kız, Luna. Onlardan Mevlânâ ’yı dinlemek, Rûmî ile sohbet edebilmek çok güzel. 

            İstanbul Teşvikiye Cami’sinin bahçesinde, beyaz bir gülün yanında başlayan, gönül sohbetiyle devam eden ve bir sema ile tamamlanan böylesi bir  gönül ziyaretini, böylesi gönülden bir sohbeti mutlaka okumalısınız. Bu gönül sohbetine katılmalı,  beyaz gülün yanında uyanan yaşlı amcanın gözlerine bakabilmelisiniz. Luna’ya armağan edilen eflatun kitabı belki siz de okuyabilirsiniz. Yaşanan tüm zamanlarda var olan  sevginin ışığını, merhametin sıcaklığını, doğru kapıda, gönülden dileyebilmenin güzelliğini derin, taze bir nefes gibi çektim içime. Son sayfaya geldiğimde, etrafı dört bir yandan saran mutluluğun ve huzurun ise inanın tarifi yoktu. Keyifli okumalar dilerim.