Gülümse Hayata

   Bir tarafta gürül gürül akan bir trafik, diğer  tarafta yürüyüş yapan insanlar. Evet yürüyüş yolu ile ana caddelerden birini ayıran bir kaldırımdayım. Ful tempo yürüyen,  koşan, hem yürüyüp hem de  bir gayret yanındaki arkadaşıyla konuşan  insanlar oldukça keyifli. Aramızda  yol boyunca aralıksız devam eden neredeyse her renk ve türden güller var.         Aslında ben de yürüyüş için geldim ama ne mümkün!
   An itibariyle bulunduğum konumda tam olarak;sağım, solum, önüm, arkam gül kokusu... Sanki bir gülistandayım.
   O kadar güzeller ki, ne yolu, yolda akan trafiği duyuyorum ne de koşan, yürüyen, konuşan insanları görüyorum.
   Meşhur hikayedeki gibi olmasın, “en güzel gül” için geri dönmek zorunda kalmayayım diye gördüğüm bütün güllerin fotoğraflarını çektim neredeyse...
   Gül dilini ve hâlini öğrenmeye başlıyor insan  sanki zamanla!
   Siz hiç  onlara elinizle hafifçe dokunmayı denediniz mi? O güzelim renkli yapraklarında bile ince, çok ince naif ama kararlı dikenler var sanki.    Dur!    Bekle!    Düşün! Kibarca ve usulca uyarıyor bizi. Aynı zamanda oldukça cesur ve kararlı. 
 
   Deneyin derim! Bence mutlaka denemelisiniz.  
   Çok hafifçe renkli yapraklarına dokunmaya çalışın hissedeceksiniz,  o nazik, varla yok arası dikenlerini bir an olsun... Bu kadar güzellerken, bu kadar renkli ve cıvıl cıvıllarken... İnanamıyor insan bir türlü. Görmek için iyice yaklaşıp bakıyorum. Göremiyorum. Ama varlar.
   Gülü korumak için varlar.
   Ne kadar sağduyulu olduklarını düşünüyorum. Ne kadar akıllı...
   Sonra diyorum; onlarda akıl ne gezer!
   Varsa da akılları, en az bülbül kadar onlar da sevdalı.


   Anlıyorum.
   Onları bu kadar güzel var edip yaşatan ve koruyan var.
   Gülümsüyorum.
   Yaşamak, gülümsemekle çok daha güzel.